Etki Bırakan, Fark Yaratan Diyaloglar

Çağlardan beri “Etkili Konuşma Sanatı” insan için hep gelişim sahası olmuştur. Çünkü insanları ikna etmenin daha etkili bir yolu henüz bulunmadı…

Günümüzden geriye doğru dönüp baktığımızda, araştırmalar; William Shakespeare’in “Julius Sezar” eserinde Antonius’un halka yaptığı konuşmayı en etkili konuşmalar arasında gösterir. Antonius bir liderdir. Ve bir hitabet ustası olmasını beklemek kaçınılmaz olabilir.

Fakat günümüze sadece topluluk önünde konuşmalar yapmak değil, bir arkadaş sohbetinde dahi, anlaşılır olmak, güzel bir tonlama ve anlamı destekleyen, yerinde vurgularla konuşabilmek, çok büyük bir önem kazandı. Artık hiçbir işi mükemmel yapmamız yetmiyor. İletişim devriminin yaşandığı çağımızda, işimizi çok iyi yaparken, hızlı olmamız ve tüm bileşenlerin yanında kendimizi de mükemmel bir şekilde ifade edebilmemiz gerekiyor.

Sonuçta hepimiz için, her alanda, canlı, sade, net, akıcı bir konuşmaya sahip olmak ve etkili beden kullanımı ile kendimizi ifade edebilmek, çok önemli…

Hangimiz istemeyiz ki güzel bir diksiyon ile sesi ve nefesi doğru kullanarak kendimizi gerçekten hissettiğimiz gibi ifade edebilmeyi… Aslında böyle anları yaşamışızdır. Bir yerlerde gerçekten kendimizi daha iyi ifade edebildiğimiz zamanlar vardır. İşte o anlarda aslında bizi mutlu eden en temel şey; karşımızdaki kişi ya da kişilerle gerçek bir iletişim kurmuş olmamızdır.

Bizler bağlantı kurmak için bir aradayız, her türlü karşılaşmamızda, konuşmamızda birbirimizle bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Ve bu bağlantıyı, en güçlü şekle dönüştürecek şey; etki bırakan, fark yaratan diyaloglar… Ve bu farkı yaratmak bizim elimizde… 

Eğer güzel bir konuşmanın yarattığı etkiyi sahneleyen olmak istiyorsak üç konuyu dikkate almamız gerekiyor; değişimi istemek, gelişim alanımızı fark etmek ve pratik yapmak…

Sonra da geriye kalan tek şey, Etkili Konuşmanın gerek iş hayatında gerekse sosyal hayatta açtığı kapıları fark etmek ve izlemek.   

O halde duyguları ve düşünceleri en etkili şekilde ifade ederken, parlak, akılda kalıcı, doğal ve sade konuşmalar yapmak için, yola çıkalım.

Etki bırakan ve fark yaratan diyaloglar sadece ve sadece istemekle başlıyor…

Vedide Gözde Başaran

Sinerji Eğitim- Eğitimci

13 Haziran, 2017

Patricia Overland

www.clomedia.com

 

Çeviren: Mehlika Esirgen

 

“Zaten çok dolu olan takvimime bir de koçluğu eklemek? Olmaz. Vaktim yok. Nasıl olur bilemiyorum, ayrıca zaten kimse buna dikkat etmiyor.” Bu, liderlerin, zaten fazlasıyla dolu olan programlarına bir de koçluğun eklenmesi mevzu bahis olduğunda veya talep edildiğinde verdikleri tipik tepkidir.

 

Tüm dünyadaki liderler, rekabet avantajı kazanmak için koçluğu kullanıyorlar. Pekiyi koçluk, kişinin iş hayatında karşılaşabileceği her sorunu çözüyor mu? Hayır. Koçluk, “her derde deva bir ilaç” değildir. Koçluğun ne zaman iyi bir yatırım olacağına karar verebilmek bazen zorlayıcı olabilir.

Aşağıda, yöneticilerin koçluk yapmaması gereken bazı senaryolar verilmiştir:

Eğer emir vermeyi veya kontrolü tercih ediyorlarsa: Eğer astları sık sık sorularla ve taleplerle odalarına geliyor, son teslim tarihlerini kaçırıyor, ellerindeki işleri yanlış şekilde önceliklendiriyor ve karar verme konusunda fazla tutuk davranıyorlarsa, yöneticiler koçluk yapmamalılar.

İnovasyona değer vermiyorlarsa: Eğer bir yönetici yaratıcılığın gelişmesini engelliyor, yetenekli kişileri kaybediyor ve değişim hızını yavaşlatıyorsa, koçluk yapmamalıdır.

Eğer insanlara dair olumsuz bir yaklaşımları varsa: Eğer bir yönetici, insanların tembel olduğunu ve tüm geri-bildirimlerin yıllık performans görüşmelerine saklanması gerektiğini düşünüyorsa, koçluk yapmamalıdır.

Yeterinden fazla zamana veya beceriye sahiplerse: Eğer bir yöneticinin bolca fazla vakti varsa, tüm cevapları biliyorsa ve diğerlerine koçluk yapmanın geçici bir heves yöntemi olduğunu düşünüyorlarsa koçluk yapmamalılar.

Kişi ne yapması gerektiğini bilmediğinde: Bir yönetici bir göreve nasıl başlayacağını veya görevi nasıl tamamlayacağını bilmiyorsa, koçluk uygun değildir. Kişinin belirli görevler veya amaçlar üzerindeki yetkinliği düşükse, en iyi yaklaşım spesifik yönlendirme yapmaktır.

İçerik eksikse: Bir lider koçluk fikrine yaklaştığında veya bazı değişiklikler yaptığında, karşıdaki kişiyi değişimle şaşırtmaktan ziyade yeni davranışlar için içerik belirtmesi önemlidir. Yöneticiler, yeni bir şey deneyeceklerine dair bireyleri uyararak değişim sinyalleri verebilirler.

 

Koçlukta başarılı olmak için beş “olmazsa olmaz”:

Çevre: Koçluktan önce yöneticiler, ekibindeki çalışanlara iş yapış biçimlerinde ufak bazı değişiklikler yapacaklarını bildirmelidirler.

Güven: Güven, her türlü koçluk ilişkisinin temelidir. Yöneticinin rolü özellikle zor olabilir çünkü ekibindekiler üzerinde hem algılanan hem de gerçek bir güce sahiptir. Insanların açıkça ve dürüstçe ihtiyaçları, motivasyonlar ve beceri seviyeleri hakkında konuşmalarını sağlamak sabır, pratik ve güven gerektirir.

Niyet: Koçluk, temelinde, diğerlerinin gelişimini ve ilerleyişini desteklemektir. Yöneticinin, denklemin yalnızca yarısını oluşturduğu, iki taraflı bir diyalogtur. Hedef ve amaçlar konusunda netlik sğalayarak başlamak önemlidir.

Eylem: Gelişim iyi bir şeydir. Odaklanmış eylemin olduğu bir gelişim ise kesinlikle daha iyidir. Iyi koçluk yapabilmenin arkasındaki amaç, zihniyette ve davranışta bir şekilde değişim yaratabilmektir.

Güvenilirlik: Koçluk becerilerini kullanan liderler diğerlerinin davranış değişikliği fikrine sadık kalabilmelerine yardım ederler. En iyi niyetlerle işe girilse dahi, kişiler yan yollara sapabilir, yapılan işin önceliği geri plana atılabilir veya sadece çeştili hayat şartları araya girer. Kişileri güvenilir kılmak için koçluğu kullanmak, engellerin üstesinden gelmelerine yardımcı olabilir.

 

Eğitmenin Eğitim Yolculuğu

31 Temmuz – 3 Ağustos 2017

Point Hotel Barbaros

 

 

Fark Yaratan Eğitmen

 

"Bilgiye sahip olarak doğmuş biri değilim.

Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.”

Confucius

 

Bir yerden sonra bildiklerini, deneyimlerini paylaşmak istiyor insan. Ancak bu paylaşımı etkili bir şekilde yapabilmek de deneyimleriniz ötesinde yeni becerilere sahip olmamızı gerektirir.

Günümüzde herkes gelişim ihtiyacı duyduğu bir konu ile ilgili çok farklı kaynaklardan kolayca bilgilere ulaşmaktadır.  Bilgiyi gelişim hedefine uygun şekilde yapılandırıp sunmak, örneklerle ve alt metni sağlam hikayelerle desteklemek, karşı tarafın öğrenme tarzlarına uygun metotları kullanmak işinin profesyoneli bir eğitmenin yarattığı farktır. Bu nedenle kariyerinizde profesyonel bir eğitmen olma amacıyla yola çıkıyorsanız, paylaşımlarınızın akılcı ve amaca hizmet eden bir yapıda olması, kişinin hayatında bir fark yaratması deneyiminiz kadar anlatabilme becerinizin de gelişmiş olmasını gerektirir. Tasarladığınız eğitimleriniz kişinin kendisinde var olan beceriyi ortaya çıkarmalı ve mevcut işine profesyonel bir katkı sağlamalıdır.

“Artık bildiklerimi, deneyimlerimi paylaşma zamanı ama bunu nasıl yapacağım” diye düşünüyorsanız, kendini keşfetmenin sınırı yok, her gün kendimizle ilgili yeni bir şey öğreniyoruz. Belki çok iyi müzik aleti çalıyorsunuz ya da inanılmaz resim yeteneğiniz var, ama keşfetmek için üzerine gitmediğiniz, sınırlarınızı zorlamadığınız sürece asla bilemeyeceksiniz. Belki siz anlatabilme yeteneği son derece yüksek bildiklerini ya da araştırıp öğrendiklerini paylaşmaktan zevk alacak başarılı bir eğitici adayısınız. Nerden biliyorsunuz? Gelin birlikte keşfedelim… 


Amacımız

Katılımcılarımızın yetişkin eğitmenliği ile ilgili yetkinliklerini geliştirmeyi, bir eğitimin tüm aşamalarında etkin bir performans sergilemek için gereken bilgileri kazandırmayı ve eğitmen davranış becerilerini uygulamalı olarak geliştirmeyi amaçlıyoruz.

 

Hedefimiz

 

  • Bir eğitimcinin sahip olması gereken yetkinlikleri tanımlamak ve geliştirmek
  • Modern ve güncel tasarım teknikleri kullanarak eğitimin verimliliğini artıracak metot ve araçları tasarlayabilmek
  • Eğitim sunumlarında etkililik için gereken davranış ve yaklaşımları geliştirmek
  • Eğitimlerde katılımcılarla etkili, açık ve ikna edici diyaloglar kurabilmek
  • Katılımcının ilgisini yüksek tutmak ve verilmek istenen mesajı aktarmak için eğitim süresince farklı metot ve araçları kullanabilmek
  • Eğitim sonrası takip ve ölçüm metotlarını tanımak

 

Deneyimleyeceksiniz

 

·         İyi bir eğitmenin özellikleri ve etkin eğitmen becerileri

·         Yetişkin eğitiminde 7 öğrenme kuralı

·         İhtiyaç analizleri nasıl yapılır ve dizayna etkisi nasıl olur?

·         Bir eğitimin kusursuz akışını tasarlamak: Giriş-Gövde-Bitiş

·         Görsel yardımcı dizaynı

·         Katılımcılarla etkili ilişki kurma, zor katılımcıları yönetmek

·         Teori ağırlıklı eğitimleri daha aktif hale getirmek

·         Farklı eğitim ve fasitilasyon teknikleri

·         Test ve öz değerlendirme araçları

·         Sesin gücünü ve bedenin dilini kullanabilmek

·         Eğitim sonrası değerlendirme ve takip yöntemleri

 

Süre

4 Gün

Katılım Bedeli

Kişi başı katılım bedeli 2.500 TL + KDV’dir.

Programa kayıt başvurusunu takiben bu bedel Sinerji Eğitim banka hesap numarasına havale/EFT yapılır.

 

Eğitimci

PROF. DR. MERİH TANGÜN

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden mezun olan Tangün, aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı Tiyatro bölümünde Yüksek Lisans yaptıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş, orada Brown University Department of Theatre bölümünden M.A. derecesi alıp Shakespeare & Company ve Berlitz School of Languages’da çalışmıştır. Daha sonra Türkiye’ye dönüp, Mimar Sinan Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya başlayan Tangün, 1999 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Doğru ve Etkili Konuşma üzerine Doktorasını tamamlamıştır. Tangün halen Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki görevini sürdürmektedir.
1992 yılından beri eğitim danışmanlığı da yapmakta olan Tangün, İletişim, Sunuş Teknikleri, Doğru ve Etkili Konuşma, Liderlik, Yönetim Becerileri, Koçluk, Eğiticinin Eğitimi, Müzakere Teknikleri ve Takım çalışması konulu kapalı (indoor) ve açıkhava (outdoor) eğitimler ve seminerler vermeye devam etmektedir.
Bunların yanı sıra iş adamlarına, televizyon sunucularına ve politikacılara konuşma ve sunuş teknikleri konularında özel dersler vermektedir.

 

 

 

Günümüzde satış sürecinde değişen koşullar satış profesyonellerinin rollerini de değiştiriyor. Bugünün müşterileri ihtiyaçlarını tanımladıklarında öncelikle bir araştırma sürecine giriyor ve ellerindeki bilgi kaynaklarını etkili şekilde kullanarak;

“Bu ihtiyacı kimler karşılayabilir?” sorusunun cevabını bulmanın ötesinde,

“Bu ihtiyacı nasıl karşılayabilirler?” sorusunun cevaplarına da ulaşıyorlar.

Farklı kanallardan elde ettikleri ürün/hizmet özellikleri, referanslar, geçmiş deneyimler, fiyat, uygulama koşulları gibi birçok karşılaştırmalı bilgiyi değerlendiren müşteriler, teklif alacakları tedarikçilerle ilgili listelerini oluşturuyor ve seçimleri doğrultusunda ilerliyorlar. Sonuç olarak satıcılar, müşterinin yol aldığı, hatta kararını vermiş olduğu bir aşamada oyuna dahil oluyorlar. Artık satıcıya düşen müşterinin elindeki bilgiyi doğru yönetmek ve gerçek ihtiyacını netleştirerek ona danışmanlık yapmak.

Müşteriniz sizin danışmanlığınıza ihtiyaç duyacak kadar size güveniyor mu?

Müşterinizde güven yaratmadan ilerlemeniz, uzun dönemli bir işbirliği kurmanız, stratejilerinizi hayata geçirmeniz mümkün değildir. Güvensizlik kaygıyı, kaygılar itirazları ve olumsuz tepkileri getirir.

Güven yaratmak için;

Bilgi – Deneyim – Danışmanlık: Geçmişte satıcının bilgi düzeyi yüksek, alıcının ise sınırlıydı. İyi satıcılar müşterilerin bilmediklerini bildikleri için sorulara cevap vermede becerikliydiler. Bugün ise alıcılar çok farklı kanalları kullanarak bilgiye hızla ulaşabiliyor. Bu nedenle artık sadece elindeki ürün-hizmet hakkında bilgi veren satıcı değil, müşterisine değer yaratacak danışmanlık yaklaşımını sergileyen satıcı güçlü. Satıcılar zengin bilgi kaynaklarını tarayarak müşteriyi en çok ilgilendiren ve onlar için en açıklayıcı bilgiyi seçmeliler. Gerçek bir danışman olarak alternatifleri ortaya çıkarmak, saklı kalmış konuları açmak ve beklenmedik problemleri bulmak için soru sorma ve bu bilgiye göre doğru çözümleri sunma yetkinliğine sahip olmalılar.

Açıklık-İçtenlik: Satıcının müşterisine bir şey satmak için değil, problemini çözmek, başarılı sonuçlar alabilmesi yönünde ona değer yaratmak için orada olduğunu hissettirmelidir.

Esneklik: Müşterilerin farklı ihtiyaç ve beklentileri olduğu gibi davranış tarzları da farklılıklar gösterir. Bu farklılıklara değer vererek, anlayarak ve kendi davranışlarımızda uyarlamalar yaparak ilişkileri yönetmek güven duygusunu pekiştirecektir.

Öz Motivasyon: Pozitif tutum, güvenli davranış sergilen, duygularını etkili yöneterek sorumlu anlayışına sahip satıcılar, müşteride hızla güven yaratacaklardır.

Empati İçeren Ön Hazırlık: Satış görüşmesi öncesinde müşterinin kaygılarının neler olabileceğini düşünmek ve bu kaygılarını giderecek cevaplar hazırlamak süreç boyunca hem satıcının kendine güvenini hem de müşterinin güvenini artıracaktır.

Kendinizi daha çözümlerinizi, önerilerinizi konuşamadan müşterinin olumsuz tepkilerini ve itirazlarını karşılar konumda görmemek için önce GÜVEN YARATIN!


Saadet Orakçıoğlu

Satış Eğitmeni


Kurumsal iş hayatımda yönetici olduğum süre boyunca ekibime verdiğim en önemli mesaj "Söylenme Söyle" oldu. Onlar da aynen böyle yaptı. Söylenmedi söyledi. Eğer ortada aksiyon alabileceğim bir durum varsa aldım. Yok alamıyorsam da gerekçeleri ile anlattım. Bazen anlaşıldım bazen anlaşılmadım. Ama en önemlisi karşılıklı denedik. Ben hangi konuda aksiyon beklendiğini bildim, onlar da hangi konuda sınırlarım olduğunu öğrendi.


Geribildirim mekanizmasının yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı işleyen bir çok çeşidine rastlamak mümkün. Yeter ki niyetler iyi olsun ve amaca hizmet eden konuşmalar yapalım.


Yeni kuşak yöneticiler; ekibinizle dost olacağım derken ipin ucunu kaçırmayın. Mesafenizi korumanız ve danışılan rolünde kalmanızda fayda var. Bunun için işin en başında beklentilerinizi açık ve net ortaya koymanız gerekir. Kimse kimseyi keşfetmek için ekstra zaman harcama gayretine girmediğine göre bana düşen beklenti, ihtiyaç ve isteklerime sonuna kadar sahip çıkmaktır.


“Söylenme Söyle” felsefesini çalışma hayatım boyunca uygulamış, yönetici ve yönetilen şapkasını da uzun yıllar takarak deneyimlemiş biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, söylenmek enerji kaybından başka bir şey değildir. İş hayatının olmazsa olmazı sosyal terapi olarak adlandırdığımız kulis ortamları bizi kısa vadede mutlu ederken, kurumsal aidiyetten ziyade arkadaş ortamı aidiyetini pekiştirirken, uzun vadede büyük resmi görmezden gelmemize, kendimize yapabileceğimiz yatırımı askıya almamıza ve en önemlisi en değerli varlığımız zamanımızı boş yere harcamamıza neden olur.


Önerim, konunun muhatabı kimse gidin ve doğrudan kendisi ile konuşun. Maymunu omzunuzdan nazikçe alın ve karşı tarafın omzuna koyun, yüzleşmekten çekinmeyin. Aranızdaki farklı anlayışları ortak noktalarda birleştirebileceğiniz bir iletişimi başlatın. 


Böylece enerji kaçaklarını azaltmış, kontrol alanınızda kalıp kendinize odaklanmış olursunuz. Bu sayede hem kurumsal hayatın ruhunuz ve bedeninizde yarattığı deformasyonu minimum seviyeye indirmiş hem de algılarınızı işinize yönlendirdiğiniz için kariyer basamaklarını hızla tırmanmış olursunuz.


Söylenmek yerine söylediğiniz günler dileği ile...


Yazan: Beste Korkmaz

Sinerji Eğitim-Eğitimci

SC : Ne kadar da doğruymuş!

BK : Neymiş doğru olan?

SC : Şu “ben dili” meselesinden bahsediyorum. Hani bir kahvaltı sohbetimizde anlattın ya “ben dili” ile konuşmanın önemini…

BK : Evet hatırladım. Hayırdır ne oldu?

SC : Doğum günümde tek başıma yurt dışına çıktım biliyorsun.

BK : Ne de güzel yaptın. Çok severim Milano’yu.

SC : Ben de bayıldım ve gittiğim gün Facebook’ta bir fotoğraf paylaştım.

BK : Hani şu Duomo meydanındaki fotoğraf?

SC : Evet evet... Arkadaşlarım doğal olarak fotoğrafa yorum yazmış. İçlerinden biri ‘Aradım açmadın. Doğum günün kutlu olsun’ yazmış. Diğeri de ‘Aradım, ulaşamadım. Şimdi anladım. Doğum günün kutlu olsun’ yazmış.  ‘Aradım açmadın’ yazan arkadaşımın mesajı iyi hissettirmedi bana L

BK : Aslında ikisi de aynı şeyi söylemiş neden iyi hissetmedin?

SC : Ne bileyim, sanki bilinçli olarak açmamışım, suçlar gibi geldi.

BK : Diğeri için neden aynı şeyi hissetmedin?

SC : Çünkü o durumu anlamış belli ki ve beni suçlamıyor ya da ben fazla mı alınganlık yapıyorum sence?

BK : Hayır canım alınganlık yapmıyorsun. Hislerin çok normal ve bu nedenle kendini kötü hissetme.

Arkadaşım hissettiklerinde haklıydı. Beynin kendisine yönlendirilen sözlü mesajlar karşısında bir algılama ve tepki mekanizması var. Ve bu algılar ilişkilerimizi doğrudan etkiliyor. Nasıl mı?“Sen telefonunu açmadın” mesajı karşısında beynin ilk reaksiyonu “beni suçluyor, beni yargılıyor” oluyor. Ama aynı kişi, “sana ulaşamadım”mesajını verseydi o zaman ilk reaksiyon “bana ulaşamamış” olacaktı.

Başka örnekler üzerinden ilerlersek, “sen bana e-posta göndermedin” mesajı suçlayıcıyken “senden e-posta alamadım”dediğimde, “senden e-posta alamadım çünkü sistemden kaynaklı bir engel olabilir, sen göndermişsindir ama bana ulaşmamış olabilir, dosyanın boyutu yüksek olduğu için askıda kalmış olabilir” demek istiyor olabilirim. Bu suçlayıcı değildir ve karşı tarafa açıklama fırsatı verilmiş olur. Aynı şekilde “sen beni üzdün” dediğimde karşı taraf beni suçluyor diye düşünürken hemen savunmaya geçer, ama “bu davranışına üzüldüm” dediğimdebeyin ben karşımdakini üzmüşüm diye düşünür ve buna ilişkin bir aksiyon alır, açıklama yapma ihtiyacı hisseder.

Yaşadığımız buna benzer örnekleri bir düşündüğümüzde,mutlaka iyi hissetmediğimiz ya da iyi hissettirmediğimiz anlar olmuştur.

Ben dilini kullanmak özel ve sosyal hayatta olduğu gibi iş hayatında da büyük önem taşır. Verdiğimiz mesajlarda olabildiğince karşı tarafın egosuna temas etmeden “ben dili” kullanmak açık iletişimi destekleyecektir. Sözlerin gücünü fark etmemiz ve verdiğimiz mesajların karşı tarafın hangi duygusuna dokunduğunu hesap ederek iletişim kurmamız tamamen kendi elimizde..

Keyifli iletişimler dilerim.

 

Yazan: Beste Korkmaz

Sinerji Eğitim-Eğitimci

Özel programlarla ekibinizin takım ruhunu güçlendirin!
Yeni öğrenme yöntemleriyle bilginizi hayata geçirin!